Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat Eğitim Sağlık Bilim - Teknoloji Videolar
Su Politikaları Derneği’nin “Yapay Zekâ ve Su” Raporu Yayınlandı
Su Politikaları Derneği’nin “Yapay Zekâ ve Su” Raporu Yayınlandı
AİLE HEKİMLERİ ENFEKSİYON RİSKİNDEN ENDİŞELİ:
AİLE HEKİMLERİ ENFEKSİYON RİSKİNDEN ENDİŞELİ:
Doğan Taşdelen'in cenazesi yarın defnedilecek
Doğan Taşdelen'in cenazesi yarın defnedilecek
Son 24 saatte 1016 vaka daha tespit edildi
Son 24 saatte 1016 vaka daha tespit edildi
Pandemi sonrasında bisiklete ilgi arttı
Pandemi sonrasında bisiklete ilgi arttı

AHSEN ARAL UYAR

Taşhan, Havyar, Karpiç ve Süreyya
3 Haziran 2020 Çarşamba

Bugünlerde evde vakit doldurabilmek için saatlerce mutfakta çeşit çeşit yemek pişirip taşırıyoruz değil
mi? Bazıları kadınların uzun süreler mutfakta kalmasını eleştirir, bunun kadın ruhunu köreltici ve
“fazla domestic” bir uğraşı olduğunu söylerler. Doğruluk payı olabilir, hayat her gün saatlerce yemek
pişirmek için fazla kısa ve ocak başında terlemekten daha çekici çok şey içeriyor. Yine de kendi
ellerimizle lezzetli yemekler pişirebilmek ve sevdiklerimizi doyurmak insan ruhuna iyi gelen bir
sağaltım metodudur, tabii abartmamak ve mutfağa sığınarak hayatın kolayına kaçmamak kaydıyla…
Atatürk Ankara’yı başkent yaptığında, bu küçük bozkır şehrini modern bir başkente dönüştürebilmek
için önündeki yüzlerce engelden birisi de şehrin daha önce hiç görmediği sayıdaki mebus, bürokrat,
memur ve yerli ve yabancı diplomatın oturup yemek yiyebileceği, aşevinden farklı bir görüntüsü olan,
temiz, lezzetli ve yurtdışı mutfağından da örnekler sunabilen bir lokantasının dahi olmamasıydı.
Dolayısıyla İstanbul’ da enikonu adını duyurmuş olan Georges Kaprovitch veya bilindik adıyla Karpiç,
Ankara’ ya getirilmiş. Görevi Avrupai görünümlü ve kibar bir lokanta kurmak ve işletmek. Para
kazanmak zorunda değil, lokanta devlet ve sonrasında İş Bankası destekli yaşayacak. Atatürk’ ün derdi
bozkır şehrinde kibar bir lokanta var etmek. Karpiç gelmiş, ilk yeri Ulusta şimdiki Sümer Holding
binasının olduğu yerdeki Taşhan’daki lokanta... Ama sonra bizzat Karpiç adıyla yine Ulus’ta nefis
bahçesi olan bir binada ayrı bir yer açılıyor. Masa örtüleri bembeyaz, garsonlar sıkı bir eğitim, terbiye
ve sofra görgüsünden geçiriliyorlar. Hem Türk mutfağı var hem Rus mutfağı. Lokanta kısa sürede su
götürmez bir birinci sınıf yer oluyor, ama fiyatlar ikinci sınıf, farkı Osmanlının İstanbul’ una gitmemeye
kararlı yeni Türk hükümeti ödüyor, iyi ki de ödemişler, o vakitler dedelerimizin ödediği vergilerden
payımıza düşen oldu ise ecdadımıza vekaleten hepsi helali hoş olsun, onların bu uğraşları sayesinde
bastığımız yerde Osmanlının değil Türk’ün izi olan bir başkentimiz var… Karpiç zaten hayatın sillesini
yemişlerden birisi. Rus ihtilalinde geçmişini, genç yaşta da oğlunu kaybetmiş bir talihsiz. Para ile değil
lokantasıyla, ona çok iyi davranan Atatürk ile ve çorbanın ardından 8 dakika geçmeden et servis
edene fırça çekerek kurduğu düzenle mutlu oluyor. Karpiç’te fiyatlar makul, yemekler leziz, atmosfer
nezih, dolayısıyla mebusta geliyor, gazetecide, diplomatta. Sefaret binalarını en nihayetinde Ankara’
ya taşımaya ikna olmuş Avrupalılar bile geliyor, Atatürk bu projesinde de başarılı oluyor. Karpiç 1953
yılına kadar yaşıyor. Kuruluş yıllarında, eski Rus teğmeni Serj, Bolşevik ihtilalinden sonra kaçtığı
Türkiye’ de, kendisini çağıran Kapriç’in yanında işe başlıyor. Kaprovitch’e Karpiç adını veren Atatürk
Serj’e de “Süreyya” adını veriyor. 1942 yılında şimdiki Soysal pasajının olduğu yerde açılan “Süreyya”
ise Karpiç’ in ölümünden sonra Ankara’nın en ünlü lokantası oluyor. 1966 yılında Soysal binası yıkılıp
yenisi yapılacağı zaman Süreyya, Akay yokuşuna efsane “Süreyya Gazinosu” şubesini açarak İstanbul’
a gidiyor. Bu insanlar bilmeden ve belki de hissetmeden Ankara’nın gerçek bir başkent olmasında pay
sahibi oldular. Hepsi sağ olsun.
Karpiç ve Süreyya’nın efsane menüleri benim de damak tadıma çok uygun. Bu menüyü ayrı parçalar
halinde pişirdim. İnşallah şu Corona belasından bir kurtulalım, cümle alemi evime davet ederek
Karpiç’in efsane menüsünü her şeyiyle pişirip ikram edeceğim. Menü hakikaten leziz. Çubuk’ ta özel
yaptırılmış dereotlu kornişon turşusu, havyar bilini ve tereyağlı kızarmış ekmek ile başlıyorsunuz
(Çubuğun zamansız turşularına hiçbir daim söylenecek söz yok, bir de özel sipariş yaptırırsanız o
akşam bir kavanozu tek başınıza bitirmeniz olası. Havyar biliniyi iki defa özenerek yaptım, nefis bir
şey. Ama havyarın servisinde buzlu tabak ve metal olmayan kaşık detayını atlamayınız zira hemen tadı

bozuluyor, malum kendisi hala bütçeye dokunan pahalı bir gıda). Sarı votka, bolca yeşillik ve tıpkı
havyar gibi buzlu kâsede getirilmiş kırmızı turp. Derken patlıcan salatası, haşlama veya yağda kızarmış
karides, yanında Rus salatası, lakerda ve iyisinden tuzsuz beyaz peynir. Bunlardan tadımlık yiyor ve
kremalı borç çorbası ile esas yemeğe başlıyorsunuz. İster kuzu karski, ister tavuk kievski seçiniz ama
bunların yanında servis yapılan çilav illa yenilecek (Çilav bir İran pilavı, zahmetli bir şey değil. Tavuk
kievski tarifi zor bir yemek gibi görünse de, eğer kasapların kullandığı kaliteli cinsten bir et dövücüye
para verirseniz yapımı bir anda çok kolaylaşıveriyor). Final ise gelin telli parfe, bu yapılması biraz zor
bir tatlı, günümüzdeki uyduruk parfeler ile alakası yok. Gelin teli de Süreyya’nın kendi icadı; şekeri
kaynatıp demir tarak ile şekillendirilip donduruyor ve parfeyi bununla süslüyor (İşte bunu hiç
yapmadım ne yalan söyleyeyim). En son olarak kahve ve çay ile birlikte çikolata, likör, konyak ikram
ediyorlar ve o zamanın Ankaralıları bu menüye bir aşevinde tıka basa karınlarını doyurdukları zaman
ödedikleri parayı ödüyorlar. Hayatta “hayali cihan değer” dedikleri şeyler vardır ya hani, bunlardan
birisi de Karpiç veya Süreyya’ da böyle bir yemek olsa gerek. Bir öğün yemeğe tav oluyorum diye beni
ayıplamayınız sayın okurlar; her ne kadar kadınların mutfakta harcadıkları uzun saatlere acısak ta,
bilirsiniz ki tüm ilahi dinlerde ölüm sonrası cennet iki ana unsur ile tasvir edilir; birincisi size tahsis
edilmiş çok güzel/yakışıklı bir eştir, ikincisi ise gölgede yenilen lezzetli yemekler. Karpiç’in de gölgeli
ve serin bir bahçesi varmış.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
SİNAN VARGI
SİNAN VARGI
Sigaramızdan Sonra... (Sarmalık Tütün De Çok Uluslu Sigara Tekellerine Mi Gidiyor?)
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
Tıbbi Cihaz Sektörü Varoluş Mücadelesi Veriyor
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Z Kuşağı, Kayıp Kuşak Olmasın
Tüketicinin Sesi        -     FERDA HEKİMCİ
Tüketicinin Sesi - FERDA HEKİMCİ
Emekçi ve Emeklinin Enflasyon Çıkmazı!
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
Anolami Filmi Analizi
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Üstüne Cila
ANKET
Surviovor 2020'de Şampiyon Kim Olur?

1- Cemal Can
2- Nisa
3- Barış
4- Berkan
5- Sercan
6- Elif
7- Yasin

Sonuçları göster Anket arşivi
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat Eğitim Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri