Ana Sayfa Politika Ekonomi - İş dunyası Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat-Turizm Eğitim Sağlık Bilim - Teknoloji Videolar
ABB işveren ve iş arayanlar arasında köprü oluyor
ABB işveren ve iş arayanlar arasında köprü oluyor
GGYD’den Niyazi Akdaş’a ziyaret
GGYD’den Niyazi Akdaş’a ziyaret
Epilepsi hastası kızı için “Ekşi Maya Atölyesi” kurdu
Epilepsi hastası kızı için “Ekşi Maya Atölyesi” kurdu
Dünyanın ortak dili “satranç”
Dünyanın ortak dili “satranç”
“İnternet medyası hızlı bir şekilde büyüyor”
“İnternet medyası hızlı bir şekilde büyüyor”

İBRAHİM DUMANAY

Şiddet
17 Ağustos 2022 Çarşamba

Son yıllarda hayatımıza yoğun bir şekilde girdi “şiddet” kavramı ve bu kavramın tanımladığı eylemler ciddi boyutlara ulaştı. Zaten öfkeli bir toplum idik, şimdi öfke kontrolünü tamamen kaybettik.
Ülkenin ekonomik, sosyal ve psikolojik sorunları eğitimsizlikle de birleşince öfke sorunu daha da belirginleşmeye başladı. İnsana değer verme ile alakalı; gelişmiş demokratik batı ülkelerinde soğukkanlılık ve sükunet içerisinde konuşarak anlaşma, dinleme, karşılıklı anlayış ile sorunları çözme hakimken, biz doğu (şark) toplumlarında bağırmak, dinlememek, kavga ve tabii sonuçta cinayet yaygın…
En küçük bir konuda aniden parlayan, dengesiz ve düşüncesizce davranan, bağıran, çağıran, küfreden insanlarla her yerde karşılaşmak mümkün. Genellikle erkekler ve sayıları tek tük de olsa kadınlar, aralarındaki sorunları konuşarak halletmekten ziyade önce birbirlerine bağırarak, küfrederek, hakaret ederek saldırıyor, eğer güçlerinin yeteceğine kanaat getirirlerse de fiziksel şiddete başvuruyorlar. Hele bir de silahı da mevcutsa kullanmaktan çekinmiyorlar.
Her ne kadar propaganda ve söylem düzeyinde barışçı, anlayışlı, hoşgörülü olduğu sık sık vurgulansa da insanlarımızın şiddetle tanışıklığı ve ona yatkınlığı tartışmasız bir gerçek. Önce evde ana-baba dayağı ve kızgınlığıyla başlayan şiddet, okulda öğretmen ve askerde üstlerin küfür ve dayağıyla, daha sonra da meslek yaşantısında yöneticilerin “mobbing”i ile sürüp gitti yıllar yıllar boyu. 
Şiddeti yalnızca dayakla sınırlamak elbette çok sığ bir anlatım olur, şiddetin çeşitlerini günümüzde her yerde, her şekilde görüyoruz. Ama bizi çok rahatsız eden iki konu var ki, üzerinde durmadan geçmek olmaz. Biri “kadına şiddet” (aslında “erkek şiddeti” demek daha doğru olur) diğeri de “sağlık çalışanlarına şiddet.” 
Hemen hemen her gün haber bültenlerinde mutlaka yer buluyor kadına şiddet vakaları. Ve en korkunç sonla, ölümle bitiyor bu vakalar. Hiç farketmiyor; cahil, eğitimsiz, ekonomik olarak çökmüş bir koca, sevgili, arkadaş ya da daha önce hiç tanınmayan bir erkek veya hali vakti yerinde, eğitimli, şımarık bir erkek, bütün sıkıntılarının sorumluluğunu bir kadına yüklüyor, önce küçük sonra daha büyük boyutlarda şiddet uyguluyor. Dövüyor, işkence yapıyor, tehdit ediyor, korku salıyor. Kadın çaresiz bir halde defalarca yasal yollara başvurarak kurtulmaya çalışıyor ama nafile. Nihayet sokakta, yaşadığı evde, işyerinde öldürülüyor. 
Adam yaptıklarına kılıf uyduruyor, ilk aklına geleni “namusunu temizlemek.” Ne kirli, ne pis bir namusu varmış ki, bir ölümle temizlenebiliyor. Bu mazeret yeterli olmazsa “ya benimsin ya toprağın” dediği sapık, saplantılı, psikiyatriye konu olacak bir kulp buluyor. Çok sevmiş de, kimseye yar etmezmiş de… İnsan olan “sevdiğini” öldürür mü? 
Bunların yanında sağdan soldan duyduğu temelsiz dinsel gerekçeleri kullanıyor. Bir de olmaz olası “töre”leri. Gerek geleneklerini takip ettiğimiz “milli” gerekse inandığımızı söylediğimiz “dini” hasletlerimiz merhameti, insanın yaşatılmasını, yaratılanın sevilmesini ön şart olarak ortaya koymuşsa da, kadının yeri açısından her iki temel de günümüzde tartışma konusu. Bugüne kadar aşındırılarak gelen dini yorumlarda, kadının yani Tanrı’nın yarattığı insanın diğer yarattığı insan karşısında ikinci sınıf olarak addedilmesi çok sorunlu. Ve bu sorunlu durum, bu çağda cehalet ve öfkeyle birleşince cinayetler önlenemiyor. Buna bir de hukuki sorunlar (iyi hal indirimi, “birkaç yıl yatar çıkarım” düşüncesi) eklenince o haber bültenleri konusuz kalmıyor.
Oysa “töre”mizde “aman dileyene el kalkmaz”dı, düşmana bile “insanca” davranılırdı, “bizde arkadan hançerlemek yok”tu, değil mi?
Ömürlerini insanların sağlıklı yaşamasına, bütün bilgi ve birikimlerini insanlığın hayrına vakfeden sağlık çalışanlarımız da şiddetin diğer muhatap ve mağdurlarından. Parmağı “uf” olduğu için acil servise gelen ve hemen tedavi edilmek isteyen biri, kendisine daha ağır durumda olan hasta ve yaralılardan sonra bakılacağını söyleyen doktora veya sağlık görevlisine saldırmaktan çekinmiyor, hatta öldürüyor. Yaşanan en son olayda katledilen doktorumuzu -tıpkı her gün gelen şehitlerimiz gibi- iki-üç gün konuştuk ve unuttuk. Bir sonraki (Allah korusun) benzer olaya kadar sorunu halının altına süpürdük toplum olarak. Oysa, burada ateş yalnızca düştüğü yeri yakmıyor, o doktorun yokluğunda yitip giden hastaların ocağını da yakıyor.
Ölüm tehdidi alan “şehrin tek uzman hekimi” o şehri terk ettiğinde kaybeden bütün şehir oluyor. Şiddet olayları yaygınlaştıkça ülkeden ayrılmak isteyen doktor sayısının artmasına şaşırıyoruz. Olay, aslında çok ciddidir, hakkını arayan bir hasta basitliğiyle geçiştirilemez. 
Burada “yabancı uyruklular”ın dahil olduğu olaylara değinmedik bile. Çocuklarımızın ve torunlarımızın da gelecekte mutlu mesut yaşamasını istiyorsak (çünkü ne görüyorlarsa onu öğreniyorlar) bizim toplum olarak şiddetin her türlüsünden acilen uzaklaşmamız, sevgi, saygı ve hoşgörüyü öncelememiz gerekiyor. Bunun için toplumsal uzlaşı, hukukun çağdaş normlarda tesisi ve uygulanması, barış ve kardeşlik duygularının yeniden günyüzüne çıkarılması şart.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
MELEHAT BAL
MELEHAT BAL
Kışlık Hazırlıklar
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Bir Kuş Uçur Geceye
Prof. Dr. TAYFUN GÜNGÖR
Prof. Dr. TAYFUN GÜNGÖR
Aile Planlaması
RIZA PEHLİVAN
RIZA PEHLİVAN
Ödül ve Ceza
İBRAHİM DUMANAY
İBRAHİM DUMANAY
Yalan
AHSEN ARAL UYAR
AHSEN ARAL UYAR
Sahte Instagram Dünyası
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Politika Ekonomi - İş dunyası Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat-Turizm Eğitim Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri