Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat Eğitim Sağlık Bilim - Teknoloji Videolar
TTB: “Bu nedenlerle İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilemez”
TTB: “Bu nedenlerle İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçilemez”
“Sendikal üyeliklerin ve iş kollarının güvence altına alınmasını istiyoruz”
“Sendikal üyeliklerin ve iş kollarının güvence altına alınmasını istiyoruz”
ORDU AYAĞA KALKIYOR
ORDU AYAĞA KALKIYOR
“Kültür Sanat Muhabirliği” olgusunu medya sektörüne yerleştirdik
“Kültür Sanat Muhabirliği” olgusunu medya sektörüne yerleştirdik
BİK, 2020 basın çalışanları istatistiklerini açıkladı
BİK, 2020 basın çalışanları istatistiklerini açıkladı

FATMA GÜL ÖZDOĞAN

Roberto Benigni’nin La Vita é Bella(Hayat Güzeldir) filmi
6 Aralık 2019 Cuma

Bugüne kadar izlediğimiz savaş filmlerinde sadece kan, acı, gözyaşı izledik ama Roberto Benigni’nin 1997 yapımı La vita é bella (Hayat Güzeldir) filmi bize ağlamadan, kan görmeden üstelik yer yer gülebileceğimiz bir savaş filmi sunmuş.
Sisler içinde, “Bu basit bir hikaye. Ama anlatması pek de kolay değil” sesiyle başlar her şey. Sislerin içinde, kameraya arkası dönük, kucağında çocuk olan bir adam belirir, “Tıpkı masallardaki gibi hüzünlü ve masallardaki gibi mutluluk ve harikalarla dolu”, sözleriyle birlikte sisin içindeki adam kaybolur. 1997 İtalyan yapımı Hayat Güzeldir, bir savaş filmi olmasına rağmen komediyle iç içe geçmiştir. Yer yer ipuçlarının bulunduğu filmde yönetmenin ustaca kullandığı ipuçlarını takip ederek ilerleyen dakikalarda savaş sahnelerini göreceğimizi anlarız.1939 yılında karizmatik ve neşeli Guido (Roberto Benigni) arkadaşı Ferruccio ile birlikte İtalya’daki amcası Eliseo Orefice’nin (Giustino Durano) yanına çalışmaya gider. Guido kitapçı açmak isteyen İtalyan Yahudisidir. Tamamen tesadüf sonucu karşılaştığı Dora’ya (Nicoletta Braschi) aşık olan Guido, sevdiği kadının peşini bırakmaz ve onun karşısına türlü türlü sürprizlerle çıkmaya devam eder. Zengin, aristokratik ve Yahudi olmayan bir ailenin kızı olan Dora, küçük oyunlardan mutluluk duymakta ve Francesso Petrarca okulunda sınıf öğretmenliği yapmaktadır. Aynı zamanda başkasıyla nişanlanacak olan Dora, Guido’nun sürprizlerine karşılık, bağlılığına engel olamaz. Nişan gecesinde Guido tarafından atla kaçırılır ve peri masalı başlar. Bu peri masalında, Guido ve karısının Joshua (Giorgio Cantarini) adında bir oğulları olur, İtalya’da Alman güçleri istila edene kadar birlikte mutluluk içinde yaşarlar. II. Dünya savaşı döneminde Alman güçlerin İtalya’ya girmesiyle birlikte filmin ikinci yarısı başlar. Joshua’nın doğum gününde Guido, Eliseo ve Joshua diğer Yahudilerle birlikte toplama kamplarına gönderilir. Dora ailesinin peşinden trene binerek farklı vagonlarda ailesiyle birlikte kampa gider. Kampta başından beri oğlunu Alman güçlerinin zalimliğinden korumak isteyen Guido, her şeyin kendisinin düzenlediği bir oyun olduğunu, eğer oyunda başarılı olurlarsa gerçek bir tanka sahip olacaklarını Joshua’ya anlatır. Almanların kampı terk etmesiyle birlikte Joshua, babasının oyunu sayesinde saklandığı kutudan çıkarak hayatta kalmayı başarır. Filmin sonunda özetlendiği gibi bu film “Ailesi için çok fedakarlık yapan bir babanın hikayesidir. “İki bölüme ayırabileceğimiz bu filmin ilk bölümü romantik ve slapstick türdedir.  Roberto Benigni filminde sadece yönetmenliğini değil aynı zamanda oyunculuğunu ve Vincenzoo Cerami ile ortak yürüttüğü senaristlik yeteneğini de kullanmıştır.
Oyunlarda Yaşama Uzanan Yollar Var
Tek derdi kitapçı açmak olan Guido peri masallarındaki prensesini de yanına alarak güzel bir hayat yolculuğu başlatır. Prensesi Dora, oğlu Joshua ile peri masallarında yaşayan Guido’nun bu masalı Alman güçlerin İtalya’ya girmesiyle birlikte son bulur. Guido, kendisini ve ailesini kurtarmak için bir oyun yapar hatta oyunun ta kendisini yaşatır oğlu Joshua’ya. Doğum gününde evlerine gelen adamların asıl amaçlarından bihaber olan Joshua, kendisini yaşının da etkisiyle oyunun içinde bulur. Bu oyun başlar başlamasına ama Guido’nun bir baba olarak verdiği mücadeleye dayanarak savaş bitene kadar devam eder. Kamptaki askerin Almanca bilen var mı, sorusuyla birlikte Guido’nun oğlu için vereceği savaş başlar. Guido, kamp kurallarını oyun kurallarıymış gibi yüksek sesle söylemesiyle birlikte Joshua da oyuna dahil olur. Kampın ilk günü çok yorulan Guido, dinlenmek yerine bütün gün kendisini bekleyen oğluna yaşadıklarını oyun devam ediyormuş gibi anlatır. “Biz bugün deliler gibi eğlendik. Nasıl eğlendik inanamazsın” sözü Guido’nun aslında ‘yorgunluktan öldüm yorum’una eşittir. Savaş sahnelerinin ustaca yerleştirildiği filmi dikkatlice izlediğimiz zaman duvarlardaki ilanlardan, kum torbalarından, yollardan geçen askerlerden savaşın yaklaşacağını hissederiz. Buradaki savaş sahnelerinden kasıt kan, silah, öfke, nefretten çok içine ince ince yerleştirilmiş alt metinlerdir. Almanların Yahudi kamplarındaki yaşlıları ve çocukları gaz odalarında öldürmeleri, Guido’nun kucağında Joshua ile birlikte sisler içinde yürürken kaybolduğu anda cesetlerden oluşan dağın karşına çıkması olarak verilir. Guido bir Yahudi olmasına rağmen Dora için Francesco Petrarca okuluna müfettiş kılığında gider. Burada kendisinden Üstün Irk Manifestosundan bahsedilmesi istenir. Guido alaylı bir şekilde göbek deliğinin, kulak memesinin diğer ırklara göre çok farklı olduğunu söyleyerek aslında ırkçılıkla dalga geçer. “Ayçiçeklerini düşün, güneşe doğru eğilirler. Fakat onların fazla eğilmiş olanlarını görürsen bu ölmüş anlamına gelir. Sen bir garsonsun uşak değil.” “Tanrı en büyük hizmetkardır. O, insanlara hizmet eder ama insanların kölesi değildir.” sözlerinde garsonluğun tanımı için kelimelerle oynanan oyun ön planda tutulur.  Guido’nun Alman askerinin namlusunun önünde ölüme giderken bile Joshua’nın kendisini izliyor düşüncesiyle yaptığı komik yürüyüş bir babanın fedakarlığının yanında filmi zirveye taşıyan sahnelerden bir tanesidir. Filmin son Hayat Güzeldir bize her şeye rağmen hayatın güzel olduğunu gösteriyor. Tabi ki aldığı ödüllerle de bu düşünce somutlaşıyor. 7 dalda Oscar’a aday gösterilerek En İyi Yabancı Film, En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Müzik dallarında ödüllerini almanın yanında Akademi, BAFTA, César, Cannes ve daha birçok film töreninde farklı dallarda ödüllere layık görülmüş bir filmdir.
Herkese iyi seyirler dilerim.
 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
“The Fall” Filminin Analizi
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Tarafsız Suskunlar
M. UMUT KARAKÜLAH
M. UMUT KARAKÜLAH
Altın Neden Rekora Koştu?
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
Tek Tuşla Akıllı Asistan Sistemi
A. NAZ SÜRENKÖK
A. NAZ SÜRENKÖK
Pandemi BES’i Büyüttü
MUSTAFA AYDEMİR
MUSTAFA AYDEMİR
Demirel’i anarken (7)
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat Eğitim Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri