Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
Ulusal aşı takvimimize uygun olarak 5.5 Milyon doz aşı yaptık
Ulusal aşı takvimimize uygun olarak 5.5 Milyon doz aşı yaptık
İtalyan yemekleri başkentliyle buluşacak
İtalyan yemekleri başkentliyle buluşacak
TÜMFED’den yoğun katılımlı “İSTİŞARE TOPLANTISI”
TÜMFED’den yoğun katılımlı “İSTİŞARE TOPLANTISI”
Tarım ve Orman Bakanı Dr. Pakdemirli, 3. Tarım Orman Şurası’nda konuştu:“Gelin, hep birlikte tarımı aşımız, suyu işimiz, ormanları geleceğimiz yapalım”
Tarım ve Orman Bakanı Dr. Pakdemirli, 3. Tarım Orman Şurası’nda konuştu:“Gelin, hep birlikte tarımı aşımız, suyu işimiz, ormanları geleceğimiz yapalım”
Tip 2 diyabetin yüzde 70’i sağlıklı bir yaşam tarzı ile önlenebilir
Tip 2 diyabetin yüzde 70’i sağlıklı bir yaşam tarzı ile önlenebilir

AHSEN ARAL UYAR

Haremin Kadınları
22 Ekim 2019 Salı

Osmanlı padişahlarının anneleri acımasız kişiler olmaları ve türlü dalavereleriyle kardeş kanı dökülmesine, dolayısıyla imparatorluğun iç çekişmelerle ve kendi etine düşerek +zarar görmesine sebebiyet vermeleri nedeniyle tarihimizde hiç sevilmediler. Aralarında tek tük zararsızlar çıkmış ama çoğu kere onları, kendi çocuğunun iktidarı için ülkenin geri kalanının çekeceği acıların hiçbir türlüsünü umursamayan merhametsiz kadınlar olarak öğrendik. Peki kimdi bu kadınlar?
Bir kere aralarında neredeyse hiç Türk yoktu. Onca yüzyıl boyunca sadece birkaç Türk kadını haremde yer almıştı, geri kalanları ağırlıklı olarak Gürcü, Çerkez, Rus, Rum, Sırp, Bulgar veya bilumum değişik ülkelerden gelmişlerdi. Ama nezaketen gelin alınmış bir veya iki prenses olanı hariç, çoğu o ülkelerden bize nizami veya insanca yollardan gelmemişlerdi. Hiçbirisi hüzünlü İngiliz Leydi Diana’ nın oğlu Prens Harry’ nin Amerikalı karısı Meghan Markle değildi. Onlar çocuk yaşta, kendi ülkelerinin dağ köylerinde yaşayan ve fakir olmaktan başka suçu olmayan annelerinin kucaklarından ve aile ocaklarından koparılarak köle yapılmış, bir daha evlerine ve ailelerine dönemeyecekleri uzaklıktaki ülkelerde köle olarak satılmışlardı. Osmanlı; İslamiyeti benimsediği ve kölelik dinimizce yasak olduğu için hiçbir zümreyi veya kişiyi köleleştirmezdi, fakat başka milletler tarafından köle yapılmış zavallıları satın almakta bir sakınca görmezdi. Dolayısıyla İstanbul’ da bir dolu köle pazarı ve gemilerden inmiş köleleri satılmaya hazırlayan onlarca (belki yüzlerce) köle evi vardı. Gürcü ve Çerkez kızları; memleketlerindeki çocukluklarının tüm anılarını bu köle evlerinin taşlıklarına gömerek ve pek çok insani duyguyu unutarak hayatta kalmaya çalıştılar. Bu evler acımasızdı, ruhsuzdu ve sertti. Kızların tek dostları kendileri gibi köleleştirilmiş ve ne zaman nereye satılacağı belli olmayan, tıpkı aileleri gibi her an kaybedip bir daha görememe ihtimali olan kader arkadaşları idi. Fiziksel olarak dikkat çekici veya güzel olmayan kızların hayatları, pazardaki satılış fiyatları gibi ucuz bulunduğu için hizmetçi olarak satıldıkları evlerde geçerdi, o evlerde artık nasıl bir ortama, hangi derecede vicdana sahip insanlara denk düşerlerse ona göre bir kaderleri olurdu. Güzel kızlar ise saraya ve hareme satılarak tek performans ölçüm kriteri bir erkeği memnun ve mutlu etmek olan çok sıkı bir eğitimden geçirilirlerdi. Zira sonraki amaç, padişahın veya bir şehzadenin gözdesi olmak, eğer bunu yapamıyorlarsa bir paşaya eş olarak verilmekte onlar için çok iyi olurdu. Hiçbir kök veya bağının olmadığı bu toplumda ve bu toplumun kendisini oraya köle olarak getiren kurallarına karşı nefret duyarak, hırs ve acımasızlık dolu bir harem ortamında ayakta kalmaya çalışmak, tüm yaşama gayesi bir erkek tarafından istenen ve arzulanan bir kadın olmak ve uzun yıllar boyunca bir yandan sürekli doğururken bir yandan da o erkek tarafından istenmeyi sürdürebilmek... Böyle bir hayatı Allah düşmanımıza vermesin.
Osmanlı padişahının imparatorluktaki Türk soylarından birisi ile akrabalığı ümmetçilik fikrine uygun bulunmadığı için harem bu yabancı ve kökeni bilinmeyen kadınlar ile dolu idi. Kafası her şeye çalışan savaşçı padişahların evlatlarının anaları olacak kadınlar için böyle tuhaf ve ayakta tutulması çok zahmetli olan bir harem düzeni kurma sebepleri de bu idi. Çoğu Osmanlı padişahının kayınpeder veya kaynana gibi kavramlardan haberi olmamıştı. Ayrıca her ne kadar ünlü tarihçilerimiz tarafından doğrulanmasa da sarayda Türk kadını bir Çerkez veya Gürcü kadar değerli bulunmazdı. Sarı saçlı Gürcüler ve mermer tenli Çerkezler, yüzyıllar boyunca erkeğinin her daim yoldaşı ve hayat yolunda yük paylaşıcısı olmuş sadık ve vefakâr Anadolu kadınından daha makbul görülürlerdi.   Haremin bu “daha değerli” yabancı kadınları, kendi ülkelerinden çalınıp köle olarak girdikleri sarayda; hele ki padişah anası da oldu iseler, geçtikleri o uzun yolda kalplerinin her vicdan kırıntısını çoktan yitirmiş olurlardı. Acımasız idiler, zira annelerinin kucağından alınırken ya da o köle evlerinde sürünürken onlara kimse acımamıştı, belki bazen çok uzaklardaki bir memlekette bir anne ve bir aile silueti düşünerek içleri titrerdi ama sonra o anki hayatlarının hiçbir zayıflığı affetmeyecek ortamına geri dönerek diğer gözdeyi nasıl pasifize edeceklerini düşünürlerdi. Bu kadınlar kendi doğurmadıkları hiçbir çocuğa acımazlar, o çocukları öldürtmekte veya buna gücü yetmiyorsa bir yerlere kapattırıp delirtmekte hiçbir sakınca görmezlerdi, güç ve iktidar dışında her duyguya kendilerini kapatmışlardı. Aralarında gözde olamayıp bir devlet görevlisine eş yapılacağı haberini alınca, harem kabusundan kurtulduğu için sevineceğine bunalıma girenler bile vardı. Ama padişahımızın en önemli kadını olmak için hırstan çatlarken, bir yandan da toplumumuza kendi isteğiyle dahil olmadıkları için bize karşı hiçbir sempatileri yoktu, Türk toplumunun birliğini, dirliğini veya herhangi bir örfünü umursamazlardı. Muhteşem Yüzyıl dizisinde Hürrem’ in baş kapalı, seccadede eller açılmış ve huşu içinde namaz kılıp dualar ettiği sahne sizi yanıltmasın. O sahnenin gerçek harem hayatıyla bir alakası olmayıp dizinin çekimleri sırasında bir ara kadın dekolteleri fazla abartıldığı için yapımcılar uyarı aldıklarında senaristlerin araya katıştırdıkları bir şirin görünme çabası idi sadece. Harem kadınları namaz kılıyorlardı belki ama tıpkı günde beş vakit Allah’ a dua ederken ne dediğini hiç merak etmemiş olan insanların ezbercilik anlayışı ile kılıyorlardı. O kadınlar ne bizi umursadılar ne toplumumuzu ne de Tanrı’mızı.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
ALPEREN FURKAN AYDIN
ALPEREN FURKAN AYDIN
Etik ve Ahlak
HAKAN KOÇ
HAKAN KOÇ
Onun Adı “Berra” değil “MÜBERRA”
AHSEN ARAL UYAR
AHSEN ARAL UYAR
Kitap Fuarları
MUSTAFA AYDEMİR
MUSTAFA AYDEMİR
Her Şey Bir Hayalle Başladı (1)
A. NAZ SÜRENKÖK
A. NAZ SÜRENKÖK
Güneş Enerjisi Isı Olarak Depolanabilecek
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
Türkiye, 2020’de ‘Ulusal Yapay Zeka Strateji Belgesi’ hazırlayacak
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri