Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
Adalet Bakanlığı 'akaryakıt' alacak
Adalet Bakanlığı "akaryakıt" alacak
Ankara Valiliği 'çimento' satacak
Ankara Valiliği "çimento" satacak
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği “Katılım Bankası” kuruyor
Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri Birliği “Katılım Bankası” kuruyor
ADD'den “İstanbul 3. Havaalanının Adı Atatürk Olsun” Kampanyası
ADD'den “İstanbul 3. Havaalanının Adı Atatürk Olsun” Kampanyası
ASKİ vatandaşla dalga mı geçiyor?
ASKİ vatandaşla dalga mı geçiyor?

DENİZ TALİPOĞLU

Enternasyonelitaj
10 Eylül 2018 Pazartesi

Mustafa Özbilgin Instagram’dan takip ettiğim ve akademik makalelerinden birkaçını büyük bir keyifle okuduğum Londra’da yaşayan, Brunel Üniversitesi kadrosunda bir İnsan Kaynakları Profesörü. Fakat kendisini böyle bir cümleyle özetlemek imkânsız gibi çünkü içindeki renkleri ve hayata bakış açısı bizim çok ötemizde. Okudukça ufkunuzun genişleyeceğini ve hemen Instagram’dan takip edeceğinizi tahmin ediyorum.  Gerçekten melek gibi bir insan hemen cevap verdi, sorularımı samimiyetle yanıtladı ve kafamda ona dair kurduğum ne varsa beni yanıltmadı. Yaptığımız bu uluslararası röportajı -ki ben buna enternasyonelitaj dedim- keyifle okuyacağınızı tahmin ediyorum. 
- Deniz Talipoğlu: Ben sizi severek ve eğlenerek takip ediyorum. Sizinle bütünleşen ironik tarzınızın da kısacası hastasıyım fakat beni bu konuda geren en önemli şey toplumun ironiye uzak duruşu. İroni ustası bir akademisyen olarak toplumsal alınganlığa nasıl bir çözüm öneriniz var? 
- Mustafa Özbilgin: Takip ettiğin için teşekkürler. Ben olsam kendimi takip etmezdim. İronik olduğumun farkında değilim. İkircikli bir tarafım var. Bu biraz ironik görünmeme neden olabilir. En sevdiğim şeylerin bile biraz saçma, çok anlamsız bulduğum şeylerin de biraz sevilesi olduğunu düşündüğüm için gelgitli yorumlar yapıyorum. Toplumsal alınganlığa bir çözüm getirebileceğimi sanmam. İnsanların değişmeyeceğini ve çoğunlukla gelişmeyeceğini düşünüyorum. Bu kötü durumda bir seçimim var ya istediğim gibi yaşayacağım ya da onlara benzeyeceğim. Durum biraz mecburen benim için. Başkası gibi olamamak ve olmaya da çok bayılmamak. Kendim gibi olunca da toplum algısı tabii ki istediği şekilde ve benim kontrolümde olmadan gelişiyor. 
Türkiye’den uzak olmam daha rahat düşünmene ve konuşmama yardım ediyor. Britanya’da eleştirel düşünme geleneği var ve otoriteye hayranlık daha az pirim yapıyor. Türkiye’de kalsam belki üniversite ortamında tutunamazdım. Kişiliğim uygun değil ast üst ilişkisine ve biat mekanizmalarına. Kısaca ortamım elveriyor diye yanıtlayabilirim sorunu. Benim gibi olmaya çalışmayın. Her ortamda iyi bir duruş olmaz. 
- Deniz Talipoğlu: Sosyal medya üzerinden sağlanan toplumsal farkındalığın samimiyetine inanıyor musunuz? Yoksa bunların geçici akımlar ve anlık aksiyonlar olduğunu mu düşünenlerdensiniz?
- Mustafa Özbilgin: Sosyal medyanın sosyal bir şey olmadığını insanların kıyas, hamaset ve nefret duyguları ile sosyal medyada etkileşime girdiklerini düşünüyorum. Geçici akım olduğu doğru. Bu duygular başka kanallara geçerler yakında. Toplumsal farkındalık da çok sağlanmıyor. Herkes kendi boş sesini dinliyor. Çok iyiyim diye kösesine çekiliyor. Aykırı görüşleri dinleyip farkındalığını artıranla karşılaşmadım. Bir nevi size güzelsiniz diyen bir ayna sosyal medya. Ben çok fazla sosyal dönüşüm potansiyeli görmüyorum sosyal medya etkileşimlerinde. Yanılıyor olabilirim. Bu konuları araştıranlara sormak gerek.  
- Deniz Talipoğlu: İngiltere, Fransa ve Türkiye kıyaslamasına girmek istemiyordum aslında ama özellikle bu aralar akademik olarak gerilediğimize inandığım bir dönemdeyiz bu soruyu soracağım, akademik olarak kendinizi en özgür ve verimli hissettiğiniz yer neresi? Londra olduğunu tahmin ediyorum ancak gençlere tüyolar vermek açısından sizin gözünüzden dinlemek isterim.
- Mustafa Özbilgin: Aslında farklı yerler. Türkiye’de neomarksist perspektiften sunum yaptığımda ay hocam çok güzel anlattınız falan diyorlar. Neomarksist demezseniz kimse ne dediğinizi bilmiyor. Bu mesela özgürlük sağlayan bir durum. Londra benim şehrim. Burada yaşıyorum. Sağlıklı bir şekilde değerlendirmem zor. Görüşlerimi özgürce ifade ediyorum. Beğendiğim iktidar partisi olmadı. Beğenmediğim ve eleştirdiğim insanlar bile araştırmalarımı kullandılar. Ben de öyleyim. İlla birisine bayılmam gerekmiyor fikirlerinden yararlanmak için. Britanya’nın ampirik ve anti-entelektüel havası güzel geliyor çoğunlukla. Türkiye’de her fikri olanın kendisini aydın sanmasından tiksinirdim. O tarz insanların burada makaraya alınıyor olması hoşuma gidiyor. Özellikle bu görüşünüz ve bu bilginiz ne tür bir araştırmaya dayanıyor sorusunu çok seviyorum. 
Fransa ise Londra’dan bir kaçış sağlıyor. Fransızlar daha doğrusu benim muhatap olduklarım gerçekten entelektüel. Bu unvana ihtiyaç duymadan öyleler. Fransa’da çok mutlu oluyorum. Zihnim açılıyor. Dindarlara pirim vermemeleri ve mağdur numarası yapanlara kanmamaları bence çok iyi. Britanya’da biraz saflık var bu açıdan. Her üç ülkede de kısaca özgür hissediyorum. Eşitlik konusu ile ilgilenen bir avuç insan var Türk akademisinde. Orada özgür olmamın nedeni kimsenin iplememesi yaptığım bilimi. Britanya’da yaptıklarım işe yarıyor. O nedenle burası benim vatanım. Fransa ise ilham kaynağı benim için. Çok mutlu oluyorum Fransız arkadaşlarımla. 
- Deniz Talipoğlu: Toplumsal cinsiyet eşitliği konusu hala aşamadıklarımızın başında iş hayatındaki eşitsizlik geliyor. Özellikle bir kadın olarak girdiğim iş ortamlarında önce kadınlığımın dikkat çekmesi, sonra becerilerimin bununla bağdaştırılamaması ve en sonunda da yaptıklarımın arkasında mutlaka bir erkek gücünün aranmasından ciddi anlamda rahatsız bir kadın olarak soruyorum; pozitif ayrımcılık olmalı mı yoksa bu kavram tarihe mi karışmalı?
- Mustafa Özbilgin: Eşitlik birkaç hatalı değer üzerine inşa edilmiş Türkiye’de. Bunlar kadını koruma (insan yerine koymamak demek aslında), kadının yeteneklerini eksik bulma veya tanımama (anlamsız mentoring seanslarına gönderiyorlar kadınları tamir etmek için mesela). Bu geri kafalı durumunun değişeceğini hiç düşünmüyorum. Çünkü çoğu lider kadında da aynı ezik ve müptezel eşitlik anlayışı var.
Pozitif ayrımcılık Türkiye’de hiç uygulanmadı. Onu bırakın eşitlik yasası yok ülkede. Pozitif ayrımcılık ile pozitif uygulama arasında fark var. Bunlar konusunda kafalar karışık. Olmayan şeyden (eşitlik ve pozitif ayrımcılık) endişe duyuyor erkekler ve erkek yancısı kadınlar. Ülke son 18 yılda eşitlik bağlamında tam bir lağım çukuruna dönüştü. Bunu ben söylemiyorum. Bütün eşitlik ölçekleri gösteriyor. Merak eden açıp karşılaştırmalı çalışma okusun. Tam bir rezalet. Neyse konuyu kapatalım. Ben umut görmüyorum. Çünkü farkındalık yok. Eğitim düşük ve taşıma su ile değirmen dönmez. Ülkede radikal, sosyalist, ırkçılık ve ayrımcılık karşıtı, insan hakları, lgbti hakları ve feminist hareketleri çökerttiler. Gezi Park insan hakları ve muhalefet kültürü için bir ışık olmuştu. Neyse. Boş geliyor şu anda bunları konuşmak. 
- Deniz Talipoğlu: İnsan kaynakları uzmanlarının çoğunun tavır ve davranışlarındaki gerginlik çoğu insanı başarılı olabileceği bir işin mülakatında eletiyor, bir mülakatın atmosferi gerçekten o kişinin kapasitesini örneğin bir saatte yansıtabilir mi?
- Mustafa Özbilgin: İnsanlar bilimi kendi çıkarlarına alet ediyorlar. Görüşmenin nasıl yapılması gerektiğini, yetenek ve yetkinlik atadıklarını söyleseler de kendilerine benzeyen ve istedikleri adayları seçmek için kullanıyorlar yöntemleri. Sistem değiştirebilirsiniz ama insanları da değiştirmeniz gerekiyor. Düşünce ve duygu olarak. Yine umutlu değilim. Per Yön gibi kurumlara daha çok iş düşüyor. Ama çalışmalara baktığımda görüyorum ki insan kaynakları çalışanlarının algısı ile uygulamaları farklı. Çok başındalar yolun. 
- Deniz Talipoğlu: Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur, bizim memleketçe eksiğimizin spor olduğunu biraz geç anladık anlamasına da yeni nesil spor bağımlılığını sağlıklı buluyor musunuz? Yoksa bu da sosyal illüzyonun bir parçası mı?
- Mustafa Özbilgin: Her şey sosyal illüzyon fazlalıklar hariç. Spor yapmaz sağlıklı beslenmezseniz göbeğinizi ve fazlalıklarınızı hiçbir illüzyon yok edemez. Türkler çok kısa yaşıyorlar. Ortalama yaşam beklentileri Avrupa’nın en düşüğü. Kalitesiz hayatlar sürüyorlar. Sürekli ilaç kullanıyorlar. Çoğu sağlıksız. Tabii ki bu ortamda yetişen insandan spor alışkanlığı sağlıklı seçim ben beklemem. Türklerle bu konuları konuşmuyorum. Saçma sapan bütün ağrıyan organlarını saymalarını dinleyemem. Cereyandan yani temiz havadan hastalanan insanlardan sağlık tavsiyesi almak da biraz beyinsizlik olur. Spor bilimi yaygınlaştı. Nasıl spor yapmalı ve nasıl sağlıklı beslenmeli konusunda bilimsel makale okuyorum. Beni konuşturmayın bu konuda çünkü uyduruk mazeret dinlemek en sevmediğim şey. 
- Deniz Talipoğlu: Spordan konuşmuşken, spor kısmen cinsiyet ayrımcılığının az olduğu bir komün her spor dalında her iki cinsten de katılımcılar olduğunu göz önünde bulundurarak söylüyorum. İş dünyasında bu çeşitliliği neden sağlayamıyoruz?
- Mustafa Özbilgin: Spor alanında cinsiyet ayrımcılığı çok maalesef. Wimbledon’da kadınlar daha az kazanıyor. Üstelik daha çok izleniyorlar. Tam haksızlık. İş dünyası da buna benzer. Eşitsizlikle mücadele için öncelikle insanların saf olmaması ve eşitsizliği kanıksamaması gerekiyor. Bu bile yok. Sonra eşitlik için sistem değişimi şart. Türkiye gibi bütün sosyal politikaların bilimden bağımsız keyfi yapıldığı yerlerde eşitsizlik artar. Bu çok açık. Düzgün sistem ve yapılar gerekiyor. Toplumsal düzenekler eksik. Katılımcı ve aktif demokrasi süreçleri yok. 
- Deniz Talipoğlu: Klişe ama hala tam olarak aldığım cevaplardan tatmin olmadığım bir soru sormak istiyorum, iş hayatında mutluluğu gerçekten nasıl yakalayabiliriz? Ait olduğumuz yeri nasıl anlayacağız?
- Mustafa Özbilgin: Mutluluk kadar ahmakça bulduğum bir kavram yok. Mutluluk kovalayan ve mutlu olduğunu söyleyen insanları anlamsız buluyorum. Mutluluk sürekli bir his değil. Bir yaşam gailesi olamaz. Hatta mutluluk kovalamak mutsuz olmak için bir reçete. Daha güzel amaçları ve beklentileri olabilir insanların. Mesela dürüst olmak, sorumlu olmak, arkadaş, yoldaş olmak, sevmek sevilmek, tutkulu olmak. Haksızlığa karşı çıkmak. Adalet aramak. Mutluluk peşinde koşanlara biraz acıyorum biraz da tiksiniyorum. Etrafımda çok var. Ben uzaklaşınca anlam veremiyorlar. Biraz uzağımda ara mutluluğu diyorum içimden. Beyinleri alınmış gibiler. Konuşacak konu bulamıyorum. Bireysel mutluluk ararken toplumsal mutsuzluk kaynağı olma ihtimaliniz artıyor. İnsanlar sorumlu birey olmayı denesinler bence. 
Röportajın sonunda mutlaka konuşurum ama bu sefer bu röportajda son sözleri Mustafa Hoca’ya bırakmak istiyorum hem bir uzman olarak hem de realist bakış açısıyla söylediklerinin üzerine söz söylenemez gibi geliyor. Umarım keyifle okumuşsunuzdur. 
Mustafa Özbilgin 
Instagram Hesabı: ozbilgin
Herkese iyi ve bilinçli haftalar.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
SELVER AKAR
SELVER AKAR
Mıcırık Aşı ile Aşure Tarifi
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Devamında Dostlukla
F. ÖZGÜR ALTIN
F. ÖZGÜR ALTIN
Parasını Dolara Yatıranlar Kârda Mı?
LEVENT KIZILAY
LEVENT KIZILAY
Kırılan Kanat
M. TURHAN İMAMOĞLU
M. TURHAN İMAMOĞLU
Arabaya Atılan Taş
HAKAN KOÇ
HAKAN KOÇ
Devleti Aliye
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri