Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat Eğitim Sağlık Bilim - Teknoloji Videolar
Toplam vakaların %80’i iyileşti
Toplam vakaların %80’i iyileşti
Son Dakika: Toplam vakaların yüzde 80'i iyileşti
Son Dakika: Toplam vakaların yüzde 80'i iyileşti
Büyükşehir'den öze toplu taşıma aracı işletmecilerine akaryakıt desteği
Büyükşehir'den öze toplu taşıma aracı işletmecilerine akaryakıt desteği
Ekmek uzmanı Mine Ataman “Güvenilir Gıda”yı anlattı
Ekmek uzmanı Mine Ataman “Güvenilir Gıda”yı anlattı
Varoluşun farklı anlamlarını sorgulayın
Varoluşun farklı anlamlarını sorgulayın

AHSEN ARAL UYAR

Dumlupınar Denizaltısı
1 Nisan 2020 Çarşamba

 “Öldüğü zaman küçücük yaşıma rağmen çok üzülüp ağladığım İlhan ağabeyim, benim ağabeyim değildi. Babamın amcası olan Nuri büyük amcamızın ilk oğluydu ve Dumlupınar denizaltında genç yaşında şehit olmuştu. Dünyanın o kadar uzak yerlerinden gelmeyi başarıp Çanakkale Boğazı›ndaki Nara Burnu’nda, hani hakikaten tam da burnumuzun dibinde hayatını kaybeden ve denizin sadece yüz metre altında arkadaşlarıyla birlikte metal mezarında ebedi uykusuna yatan seksen bir denizciden birisi de oydu. Nuri amcam çektiği evlat acısına rağmen çok uzun bir ömür yaşadı, vefat ettiğinde doksan yaşını geçmişti. Yaşlılığında bile yılda bir defa bize gelerek bir hafta kadar kalırdı; bu dinç ve kibar büyük amcanın ziyaretlerini çok severdim. Bizlerle sanki ufacık çocuklar değil de büyük insanlarmışız gibi konuşurdu, daha da önemlisi onun için hazırladığım meyve tabaklarını çok beğendiğini belirterek her defasında ayrıca teşekkür eder ve büyük bir sofra inceliği ile bu zaten soyulmuş ve doğranmış meyveleri çatal bıçak kullanarak yavaş yavaş yerdi. Denizaltının batışı sürecinde yaşananlar, Nuri amcanın bulunmadığı akraba toplantılarımızda detaylarıyla konuşulurdu. Amcamızın o meşum gün ve geceler boyunca metanetini koruyarak radyo başında nasıl beklediği, en sonunda ümitlerin tükendiği duyurulduğunda ayağa kalkıp varlığını bile unuttuğu kravatını düzelttiği hep anlatılırdı; bu konuşmaları dinlediğim her seferinde yeni baştan kahrolurdum. Bu hazin hikâyeyi öylesine benimsemiştim ki, ilkokul boyunca bütün arkadaşlarıma her türlü vesile ile İlhan ağabeyimin ölüm haberini aldığımda nasıl ağladığımı anlattım. Onu çok iyi hatırlamıyordum zira çok küçüktüm ama acı dolu o kaza gününü hatırlıyordum. İlhan ağabeyimin küçük kardeşi Atilla ağabeyim kendini yerlere atarak ağlamıştı, bir asker paltosuna sarılıyordu, insanların yüzlerindeki acı ne kadar büyüktü, ben de çok ağlamıştım. Zavallı şehit İlhan ağabeyimin bir denizaltının içinde diri diri sulara gömüldüğü gün nasıl perişan olduğumu yıllarca herkese gururla anlattım. Derken ilkokul son sınıfta iken bir gün gazetede Dumlupınar denizaltısının 1953 yılında battığını okudum ve tevellüdü 1972 olan bendeniz neye uğradığımı şaşırdım. Hani çocukluğumuzda aslında hatırlamadığımız bir anımız ya da belki bizzat bizim yaşamadığımız bir olay, aile içinde yıllar boyunca süreklilikle anlatıldığında beynimiz o anıyı sanki biz yaşamışız gibi ve hatta hayal ettiğimiz görüntüleri de ekleyerek kaydeder ve biz artık o anının tamamen sahibi oluruz ya, buradaki durum bu mu diye düşündüm. Hayır, değildi. Ben o asker paltosunun renklerini ve babamın Atilla ağabeyimi sakinleştirmeye çalışmasını çok iyi hatırlıyordum. Çaresizlikle anneme gittim. Anneciğimin yardımıyla benim hatırladığım ve gerçek bir katılımcısı olarak çok ağladığım o acılı günün İlhan ağabeyimin annesinin cenazesi olduğunu öğrendim. Bahtsız kadın, tabutuna oğlunun ömrü boyunca sakladığı asker paltosunun örtülmesini vasiyet etmiş ve ben de haliyle İlhan ağabeyim ile hiç tanışmamıştım, annem bile denizaltı battığında üç yaşındaymış. 
Nasıl utandığımı anlatamam. Yıllarca bir daha hiç kimseye ailemizin bu acı kaybından bahsetmedim. Ama bu sabah radyoda rasgeldiğim türküyü dinledikten sonra gün boyu söylemekten hiç yorulmadım: AH BİR ATAŞ VER CİGARAMI YAKAYIM, SEN SALIN GEL BEN BOYUNA BAKAYIM.”
Denizcilik tarihimizin büyük acılarından olan Dumlupınar denizaltısının batışına dair “Kopuk ve Kadınca” isimli kitabımdaki yazımı yukarıda sizlerle paylaştım değerli okurlar. Bu acı türkünün kaza ile ilgisi şöyledir; denizaltı battığında torpido dairesine kaçabilen 22 denizci battı şamandırasını fırlatırlar. Ertesi gün balıkçıların bulduğu şamandıra üzerinden torpido dairesi ile telsiz bağlantısı kurulur. Olayın ilk başında herkes suyun deri topu 90 veya 100 metre aşağıda olan bu askerlerin kurtarılabileceğinden emindir. O yüzden telsiz üzerinden onlara “mevcut oksijeni tüketmemek için mecbur kalmadıkça konuşmamaları, türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri” söylenir. Ama nihayetinde kaçınılmaz son kesinleştiğinde artık sigara içip türkü söyleyebilecekleri iletilir. Sonra telsizin karadaki ucunda bulunanlar denizaltının içinden söylenen bu türküyü duyarlar. 22 asker kendilerini bekleyen ölüme ilk olarak bu türkü ile merhaba demeye karar vermişlerdir. Devamında dualar, iniltiler, ezan sesleri duyulur. Derken şamandıra teli kopar ve irtibat sonsuza dek kesilir. Kazadan iki gün önce dönüş yolunda iken baba olduğu haberini alan Ulvi Erhazar yavrusuna kavuşma umuduyla 90 metre aşağıdan su yüzüne çıkmaya çalışır ama o da ciğerleri parçalanarak şehit olur. 
Denizaltının gemi ile çarpıştığı an yüzeyde bulunan ve suya düşerek kurtulan beş askerden birisi Hüseyin Akış idi. Ömrünün son yıllarında eşimin memleketi olan Mersin Silifke’ ye yerleştiğini öğrenmiştim. Silifke’ ye her gittiğimde kendisini ziyaret etmeyi planlayıp durdum ama bir türlü yapamayıp her defasında bir sonraki gidişime erteledim ve bu berbat huyum yüzünden onunla da hiç tanışamadım. Oysa ona İlhan ağabeyimi soracaktım ve Nuri amcamı anlatacaktım. Hüseyin Akış hayatta kalan son Dumlupınar askeriydi, 2018 yılında öldü. Dilerim arkadaşlarıyla birlikte cennetin ırmaklarının kenarlarında oturup sevinçli türküler söylüyorlardır. 

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
Covid-19 Sosyal Medya Alışkanlıklarımızı Değiştirdi
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
“Ritüel” Filmi Analizi
Tüketicinin Sesi        -     FERDA HEKİMCİ
Tüketicinin Sesi - FERDA HEKİMCİ
Koronaflasyon!
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Bugün Bir Şey Öğren
MUSTAFA AYDEMİR
MUSTAFA AYDEMİR
Karantina Günlerinde Ses Yarışmasıyla Nefes Almak
AHSEN ARAL UYAR
AHSEN ARAL UYAR
Taşhan, Havyar, Karpiç ve Süreyya
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat Eğitim Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri