Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat-Turizm Eğitim Sağlık Bilim - Teknoloji Videolar
Gazeteci yazar Selahattin Duman hayatını kaybetti
Gazeteci yazar Selahattin Duman hayatını kaybetti
Yıldırım Beyazıt üniversitesi Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi basılı evrak alacak
Yıldırım Beyazıt üniversitesi Yenimahalle Eğitim ve Araştırma Hastanesi basılı evrak alacak
“Kısa çalışma ödeneği”nin kararından iş dünyası memnun
“Kısa çalışma ödeneği”nin kararından iş dünyası memnun
Keçiören’de ‘2 yılda 2 bin 300 metruk yapı’ yıkıldı
Keçiören’de ‘2 yılda 2 bin 300 metruk yapı’ yıkıldı
Ankara'da SGK'ya ait 6 adet arsa ihaleyle satılacak
Ankara'da SGK'ya ait 6 adet arsa ihaleyle satılacak

Prof. Dr. ERKAN İBİŞ

8 Mart Dünya Kadınlar Günü
3 Mart 2021 Çarşamba

1977 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün geçmişi, 8 Mart 1857’de Amerika'nın New York kentindeki tekstil fabrikasında insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için yapılan grev sırasında çıkan yangında çoğu kadın 129 işçinin can verdiği vahim olaya dayanmaktadır. Bu tarihten 52 yıl sonra 1910 yılında, Danimarka'nın Kopenhag kentinde düzenlenen işçi kongresinde “Göğün yarısı olan kadınlar mücadelenin de yarısıdır” sözünün de sahibi kadın hakları savunucusu Clara Zetkin’in 8 Mart’ın “Kadınların Dayanışma ve Hak Mücadelesi Günü” olması teklifine istinaden, bugünün her yıl “Kadın Günü” olarak kutlanması kararlaştırılmıştır. 1977’de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulundaki görüşmeler sonucunda, kadınlara eşit hakların verilmesinin dünya barışını ve temel insan haklarını güçlendirip, geliştireceği gerekçesiyle 8 Mart “Kadın Hakları, Uluslararası Barış Günü” olarak kabul edilmiş olup, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” olarak tüm dünyada her yıl kutlanmaktadır.

Tarihte Kadın

Dünyanın hemen her döneminde kadın erkek eşitsizliği, kadına dönük negatif ayrımcılık, kadına ikinci sınıf statü, kadın sömürüsü ve istismarı gibi sorunlar hep var olmuştur. Kadının toplumsal yaşama katılım ve katkıları en üst düzeyde olmasına rağmen, günümüze dek fiziksel gücün, kaba kuvvetin esas olduğu erkek egemen toplumlarda kadının toplumsal rolü, hak ve özgürlükleri hep geride kalmıştır. Kadınlara vatandaşlık, yaşam, miras, özgürlük ve eşitlik gibi insani hakların verilmemesi ya da tanınmış hakların etkin uygulanmaması gibi kadın karşıtlığı ve hatta, kadına dönük nefret ve düşmanlık eylemlerinin pek çok örneği tarihte mevcuttur. Örneğin, orta çağda (MS:15-18) Avrupa’da batıl inançlardan beslenen ve zamanla sapkın bir teolojik görüşe dönüşen; kadınların kötülüklerin kaynağı olarak gösterilmesi, cadılaştırılması, sakat insan hatta şeytan olarak değerlendirilmesi, şeytan olup olmadıklarının saptanması için işkence olarak nitelendirilebilecek testlere bile tabî tutulmaları, kadınların yakılma dâhil değişik metodlarla infazları bilinen gerçeklerdir.

Bu insanlık dışı, sapkın düşünce ve eylemlere karşın, kadınların gücü, yetenekleri, hakları ve eşitlikleri konusunda olumlu sözleri olan düşünürler, liderler de olduğunu da biliyoruz. Yaklaşık 2500 önce yaşayan ünlü bilge Platon’un düşüncesi; kadın ve erkek herkesin doğasına ve niteliğine uygun roller alması, kadın ve erkeklerin salt kadın ve erkek olmaları bakımından ayrılamayacakları, kadınların biyolojik özellikleri dışında erkeklerden farklı olmadığı, erdemin, eğitimin ve toplumsal ve kişisel hakların her iki cins için de geçerli olduğu, kadınların toplumsal hayata dahil edilmemesinin yarım ve yanlış bir iş olduğu şeklindedir. 800 yıl önce yaşayan büyük düşünür Mevlâna: “Cahiller kadından üstün olduklarını zannederler. Bunlar sadece cahil değil aynı zamanda hırçın ve kabadırlar. Onlarda acıma, lütuf, sevgi azdır. Bilmezler ki, sevgi ve şevkat insanlık vasfıdır” sözü ile erkeklerin insani olarak kadınlardan üstün olmadığını ifade etmektedir. 300 yıl önce Fransız lider Napolyon Bonapart: “Bir toplumun gelişimini görmek için önce o toplumdaki kadınlara bakmak gerekir…. Kadın olmasaydı yetenekleri kim ortaya çıkarırdı? Eğitimi kim yapardı?” sözüyle kadının ve kadının toplumun ve eğitimin yapılanmasındaki rolünün önemini açıkça ifade etmiştir. 100 yıl önce Cumhuriyetimizin Kurucusu Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk: “Bir toplum erkek ve kadın denilen iki cinsten meydana gelir. Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer kısmı göklere yükselebilsin!” sözlerini Dünyada her şey kadının eseridir” sözüyle taçlandırmış; sosyal statü ve haklar yönünden kadın erkek eşitliğini net bir şekilde vurgulamıştır.

Osmanlı ve Türkiye tarihine göz attığımızda; özellikle, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in “Kadın erkek eşittir ve toplumun yarısıdır” sözü ve benzeri düşüncelerle şekillenen orta çağın Anadolu coğrafyasındaki Türklerde bilim ve kadının rolünün, yeni çağa kıyasla, daha önde olduğu görülebilir. Bilim insanlarının yoğun yetiştiği bu dönemde kadının aile ve toplumsal rolü; özellikle katılımcılık, etkinlik, karar vericilik yönlerinden oldukça güçlü düzeydedir. Ancak, yeni çağda Osmanlı döneminde kadının rolünün, statüsünün ve haklarının erezyona uğramış olduğu ve orta çağdakine göre daha geride olduğu gerçektir.

Genç Cumhuriyetimizde Kadın

Atatürk’ün “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar gayret gösterdim diyemez” sözü kadınlarımızın hak ettikleri övgüyü içermektedir. Kadın erkek birlikte gerçekleştirilen Kurtuluş savaşımız ile başlayan özgürleşme hareketinde Anadolu kadınını rolü çok büyüktür. Cephede ya da cephe gerisinde kadınlarımız, analık görevlerinin dışında zorlu kurtuluş mücadelemize katılmışlar, birlik beraberlik ruhumuzun temel kaynaştırıcı unsuru olmuşlardır. Halide Onbaşı, Kara Fatma, Şerife Bacı, Halime Çavuş, Nezahat Onbaşı, Hafız Selman İzbeli, Ayşe Ana,  Gördeşli Makbule, Çete Emir Ayşe, Tayyar Rahmiye gibi sembol kadın kahramanlar dışındaki isimsiz binlerce kahraman Türk kadını canları pahasına; istiklal ve istikbalimiz için büyük cesaretini, yüksek fedakarlığını, üstün inancını, güçlü mücadele azmini ve vatanseverlik duygusunu erkeklerle birlikte tarihe not etmiştir.

Türkiye Cumhuriyetimizin kuruluşundan sonra; yine sıradışılığımızın, dünyadan farklılığımızın diğer bir örneği de henüz dünyanın çoğu ülkesinde hatta modern denilen Avrupa’da dahi olmayan, kadına seçme seçilme hakkı verilmesi ve kadın erkek eşitliğine dair yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Türkiye’de 1926-1934 yıllarında gerçekleştirilen Atatürk Devrimleri ile kadınlar; sosyal ve kültürel alanlarda, hukukta, aile içinde, çalışma hayatında ve siyasette erkeklerle eşit haklara sahip olmuştur. Atatürk kadınlarımızın medeni, sosyal, siyasi haklarına kavuşmalarını çok istemiş ve bunu da başarmıştır. Türk ailesinin kuruluşunu düzenleyen Türk Medeni Kanunu’nun kabulü ile toplumsal ve ekonomik hayatta kadın erkek eşitliği yasalarla sağlanmıştır.

Atatürk’ün bu çabalarının temel nedeni Türk kadınının gücü ve becerisine inancıdır. Nitekim “…çift süren, tarlayı eken, ormandan odun ve keresteyi getiren, yağmur demeyip, cephenin mühimmatını taşıyan hep onlar, hep o ilahi Anadolu kadınları olmuştur” sözü bunun en güzel delilidir. “Medeni memleketlerin birçoğunda esirgenen haklar bugün Türk kadınını nelindedir ve haklarını liyakatla kullanacaklarına eminim” sözüyle Atatürk, Türk Kadınına olan yüksek güvenini perçinlemiştir. Bu güvenin temelinde; zamanın tüm olumsuzluklarına rağmen hem tarihi hem de toplumsal boyutta şspatlanmış başarı ve geleceğe dair umut vardır. Çünkü insanlığın var oluşundan bu yana uygarlığın gelişmesindeki en büyük görevi üstlenmiş kadınların mücadele azimleri, kararlı duruşları ve ileri görüşleri geleceğin aydınlık umududur. Kadınlar, gençlikle beraber geleceğimizdir.

Günümüz Dünyasında Kadın

Dünya genelinde ve ülkemizde kadın hakları alanında günümüze kadar pek çok adım atılmasına rağmen, kadınlar açısından birçok sorun hala çözülebilmiş değildir. Açıklanan raporlarda, dünyadaki eğitim alamamış ve en yoksul insanların yaklaşık %70’inin; mültecilerin yaklaşık %80’inin; üst düzey yöneticilerin %15’inden daha azının; herhangi bir iş yerinde çalışanların yaklaşık %30’unun ve dünya genelinde daha az ücretle çalıştırılanların çoğunluğunun; kadınlar olduğu anlaşılmaktadır. Dünyada kadınların yaklaşık dörtte birinin, yaşamları boyunca şiddete, istismara, tacize, tecavüze, ayrımcılığa ya da haksızlığa uğradığı belirtilmektedir.

Bugün, kadınların; dünyanın genelinde eğitimde, siyasette, yönetim ve karar mekanizmalarında ikincilleştirilmeleri; kadın girişimcilerin, rekabette engellerle karşı karşıya bırakılmaları; sosyal adaletsizliğe ve eşitsizlik uygulamalarına maruz kalmaları; ekonomik sıkıntıları ve yoksulluğu daha yoğun yaşamaları ve kadın olmalarından dolayı ayrımcılığa ve istismara uğramaları ya da dışlanmaları devam etmektedir.

Günümüz Türkiye’sinde Kadın

Dünya Kadınlar Günü, kadın haklarının iyileştirilmesi konusunun ülkemizde de gündemde tutulması için önemli bir sembol gündür. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte, ‘kadınların eşit haklara sahip olması gerektiği’ gibi aydınlık bir düşünceyle dünyanın birçok ülkesinden önce, kadınlara dönük gerçekleştirilen yasal düzenlemelerin, maalesef toplumun tüm kesimlerince yeterince içselleştirilememesi nedeniyle uygulamada yeterli toplumsal gelişme, sosyal ilerleme ve yeterli başarı sağlanamamıştır. Ülkemizde, kadınların okuma-yazma oranı, eğitim düzeyi, çalışma yaşamına ve siyasi yaşama aktif katılımı konusundaki göstergeler değerlendirildiğinde, gösterilen tüm çabalara rağmen kadın statüsünün ülke genelinde hala olması gereken düzeyden geride olduğu görülmektedir. Bunun sonucu olarak, ülkemizde kadın sömürüsü, istismarı, şiddet, tecavüz, gibi olumsuzlukların yanı sıra çocuk gelin, cinsiyet fırsat eşitsizliği, ayrımcılık gibi sorunlar maalesef hala yaşanmaktadır. Kadınların kamusal alandaki aktif rolleri, karar verici konumda bulunuş düzeyleri de hala eşitlikten uzaktır. Ülkemizde parlamentoda, yerel yönetimlerde, bakanlıklarda, üniversitelerde, sivil toplum kuruluşlarında, kamu ve özel kuruluşlarda yeterli sayıda kadın yetkilinin olmadığını, kadın haklarından kadın istihdamına, eğitiminden ekonomik özgürlüğüne kadar geniş alanda genel bir mağduriyetin devam ettiğini görüyoruz. Toplumsal cinsiyet kalıpları en fazla kadınları olumsuz etkilemeye devam etmekte ve çocuklarda cinsiyet seçimi, kadına yönelik kısıtlılıklar, namus cinayetleri gibi kabul edilemez uygulamalar hala sürmektedir. Bütün bunlara, günümüzde bile bazı kesimlerin kadını ikinci sınıf vatandaş olarak ayrı bir kalıba koyma çabalarını da eklersek, Türkiye’de kadınla ilgili gündemin hala dolu olduğunu söyleyebiliriz.

Tüm bu olumsuzluklarla başarılı mücadele için, sorunlara dönük hukuki düzenlemeler yapılsa ve koruma tedbirleri uygulansa da; başarı için toplumsal eğitim seferberliği, güçlü iş birliği, paylaşma ve dayanışma kültürü ile yüksek sorumluluk bilincinin geliştirilmesi çok önemlidir. Bu araç ve yöntemlerin tümünü kullanarak, kadın ve erkek herkesin eşit olduğunu, biyolojik farklılığın kadın ve erkek eşitliği önünde engel olmadığını, bunların birbirinden çok farklı kavramlar olduğunu, cinsiyet fırsat ve hak eşitliliğinin çağdaşlığın ve uygarlığın gereği olduğu hususunu toplumun tüm paydaşlarına anlatabilirsek, bunu toplumun tüm katmanlarına derinlemesine öğretebilirsek, başarılı olabiliriz.

Aslında biz çok şanslı bir toplumuz. Zira kurucu liderimiz Mustafa Kemal Atatürk; Türk kadını ile erkeğinin eşit vatandaşlar olması konusunda net duruş sergilemiş ve kararlı politikalar izlemiş bir liderdir. Uygar denilen batı ülkelerindeki kadın haklarından çok daha ileri düzenlemeleri ülkemizde gerçekleştirmiş bir liderdir. Atatürk toplumun temeli olarak gördüğü Türk kadınına ve onların bilimde, eğitimde, yönetimde, üretimde, sanatta, toplumda her yerde var olmasına çok büyük önem vermiştir. Başarı için, onun kadının statüsü konusundaki düşünce ve eylemlerini iyi anlamak, iyi anlatmak yeter.

Ünlü edebiyatçılarımızdan Tevfik Fikret: “Kızlarını okutmayan millet, oğullarını öksüzlüğe uğratmış demektir” sözüyle kadının eğitim öğretimdeki önemli rolünü vurgulamıştır. Atatürk:   “Kadınlarını geri bırakan toplumlar geri kalmaya mahkûmdur” sözüyle kadın eğitiminin özgürlük için asıl şart olduğunu, özgür toplumların gerçek mimarlarının özgür kadınlar olduğuna işaret etmiştir. Atatürk bunları söylerken kadınlara da önemli sorumluluklar da yüklemiştir. “Kadınlarımız erkeklerden daha aydın, daha feyizli, daha bilgili olmaya mecburdur” sözü bunu en iyi şekilde ifade etmiyor mu?

Kadın ve Eğitim

Doğumla anne kucağında başlayan eğitim, yaşamda son nefese kadar devam eder. İnsani evrensel değerlere, vicdana, iyiliğe, merhamete, hoşgörüye, nezakete ilişkin eğitimin önemli kısmının 10 yaştan önce ve özellikle aile içinde şekillendiği bilinen bir gerçektir. Bunda da en büyük rol elbette annede, yani kadındadır. Alman bilim insanı Goethe: “Bir erkek terbiye edildiği vakit, bir tek fert, bir kadın terbiye edildiği vakit ise bütün bir aile terbiye edilmiş olur” sözüyle kadının rolünü çok iyi ifade etmiştir. Bu nedenle kız çocuklarının, kadınların eğitim öğretimi toplumların en öncelikli konusu olmalıdır. Ülkemizde de bugüne kadar bu doğrultuda pek çok adım atılmış, yasal zorunluluklar getirilmiş, teşvikler ve projeler uygulamaya sokulmuştur.

Elbette, eğitim sadece kadına değil, erkeğe de kadına da toplumun tüm paydaşlarına da gereklidir. Bu konuda, üniversitelere, sivil toplum kuruluşlarına ve diğer tüm kurumlara çok önemli görev ve sorumluluklar düşüyor. Üniversiteler sadece öğretim yapmazlar veya sadece meslek uzmanı yetiştirmezler. Üniversiteler, aynı zamanda sosyal yönden güçlü, genel kültürü zengin, entelektüel birikimli, sosyal sorumluluk bilinci yüksek, insani evrensel değer donanımları gelişmiş nitelikli bireyler yetiştirmekle de yükümlüdür. Üniversiteler, bu yükümlülüklerini sadece üniversite öğrencilerine yönelik değil, yaşam boyu eğitim anlayışı ile STK ve tüm kuruluşlarla birlikte topluma dönük eğitimler ve sosyal sorumluluk projeleri olarak da yerine getirmelidir. Bu süreçte, fırsat eşitliğinin sağlanabilmesine dönük yaklaşım sergilenmeli, kız öğrenciler dışında toplumun kadın paydaşlarına yönelik pozitif ayrımcılık uygulamaları geliştirilmelidir. Sözün özeti, kadınlar için var olan engelleri önlemek ve bunları avantaja çevirmenin yollarını bulmak ve bu yolları hep birlikte öğrenmek ve öğretmek zorundayız.

Bugünün ve Geleceğin Kadınının Statüsü ve Rolü

Dünün ve bugünün liderleri çoğunlukla erkektir. Bunun nedenleri olarak, erkek egemen toplumlarda, kadınlara yönelik fırsat eşitsizliği uygulamalarının yanı sıra kadınların baskılanmış liderlik, yöneticilik ve sosyal girişimcilik davranışları gösterilebilir. Oysa, bu durum onların sosyal girişimci yetisine aykırı bir durumdur. Goethe’nin “Erkekler yaşlanır, kadınlar değişir” sözü kadınların yenilikçi değişim ruhunu ve dinamizmini çok iyi ifade etmektedir. Değişimci sürecin mimarları kadınların; yüksek koordinasyon, cesaret, kararlılık, özveri, öngörü ve öncülük yetileriyle, yenilikçi, girişimci, yönlendirici, birleştirici çalışmalar gerçekleştirebilme becerileri vardır. Kadınların dünyanın karmaşasına, olumsuzluklarına, angaryasına, acılarına rağmen; güçlü, kararlı, tedbirli bir şekilde iyi iletişimlerle ilerleme, tutsaklık karşıtlığı ile sorunların üstesinden gelme, yüksek idealler, güçlü hayaller ve aydınlık umutlarla sevgiyi büyütme, yaygınlaştırma ve sevgiyle kendi ruhunu da çevresindekilerin ruhunu da besleme, mutluluk, huzur ve barış için sürekli çaba sarf etme, çekirdek aileyi ve toplumu sağlam bir şekilde bir arada tutma gibi pek çok yetileri olduğunu da biliyoruz. Bu sebeple, kadınlarına yetilerini özgürce ortaya koyabilecekleri fırsatları  ve  aktif rol alabilecekleri statüleri sağlayabilen toplumlar; demokrasi, eğitim, ekonomi, sosyal, sanat, kültür gibi konularda daha hızlı gelişebiliyor, daha çağdaş ve refah olma yolunda daha güçlü ilerleyebiliyor. Çünkü kadınlar ailenin öğreteni, toplumun temeli ve geleceğimizin mimarlarıdır.

Yeni nesil kadınların iş dünyasında çok daha girişimci ve özgüvenli olduğunu, gelecekte kadın lider ve yöneticilerin oranın erkekleri yakalayacağını hatta geçebileceğini belirtmek isterim. Ancak, bunun da ötesinde, “kadın yönetici” “erkek yönetici” gibi cinsiyetçi tanımların gelecekte kalkacağını düşünüyorum. Dünyanın başarılı yöneticilerinden Sheryl Sandberg’in “Gelecekte kadın liderler de olmayacak, sadece liderler olacak” sözü bunu desteklemiyor mu?

Kadın-erkek fırsat adaletsizliği ve cinsiyet eşitsizliği günümüz dünyasının önemli mücadele konularından biridir. Nitekim Birleşmiş Milletler’in 7. Genel Sekreteri Kofi Annan: "Toplumsal cinsiyet eşitliği kendi başına bir hedef olmaktan daha fazlasıdır. Yoksulluğu azaltma, sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etme ve iyi yönetişim oluşturma sorununu karşılamak için bir ön koşuldur" sözlerini tamamlayan Birleşmiş Milletler’in 8. Genel Sekreteri Ban Ki-moon "Cinsiyet eşitliğini sağlamak kadınların ve erkeklerin, kızların ve erkek çocukların katılımını gerektirir. Bu herkesin sorumluluğudur" sözleriyle konunun önemini vurgulamışlardır.

Atatürk’ün “Bir toplum, cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur… Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi, kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur… Kadınlar içtimai hayatta erkeklerle birlikte yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır” cümleleri kadın ve erkeğin biyolojik farklılıkları dışında onun eşitlikçi anlayışını ifade eden çok önemli sözleridir.

Tüm ayrımcılıklara ve kadın hakları ihlallerine dur demek kadın-erkek hepimizin vazifesi, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bunun için; eğitim aracını iyi kullanarak nitelikli birey yetişmesine önem verilirken, caydırıcılık aracını da iyi kullanarak yasalar, cezalar, yaptırımlar uygulamaya sokulmalıdır. Her platformda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve adaletsizliğin önüne geçilebilmesi için ortak aklın oluşturulması, toplum olarak vicdani, ahlaki bir adalet anlayışına dönük yeni politikalar ortaya koyulması, sosyal, politik ve hukuksal düzenlemelerin geliştirilmesi ve zihniyet değişiminin gerçekleştirilmesi noktasında her türlü çaba ve gayretin kararlılıkla devam ettirilmesi gereklidir.

8 Mart’ın özünü, kadınların azmini, kadın duyarlılığı ve kararlılığını iyi anlamak, kadınların hak ve fırsat eşitliği mücadelesini kadın erkek hep birlikte vermemiz, toplumsal ve sosyal boyutta bireysel eşitliğin sağlanmasını topyekûn önemsememiz, insan haklarının kadın hakları, kadın haklarının ise insan hakları olduğunu asla unutmamamız ve tüm insanlığın sorumluluğu olan bu mücadeleyi hep sürdürmemiz gerekir.

Başarımızı, yaşamımızı, huzurumuzu, mutluluğumuzu, geleceğimizi, umudumuzu ve sevgimizi kucaklayan, toplumları biz erkeklerle birlikte barış, refah ve uygarlığa özveri ile taşımaya çalışan “toplumun yarısı”, “insanlığın yarısı” kadınların, kadın-erkek hepimizin ve tüm insanlığın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
EZGİ KIZILAY
EZGİ KIZILAY
Demokrasi ve Seçim
AYHAN DEMİR
AYHAN DEMİR
Kanser Hastaları İçin Instagram ve Spotify Hesapları Açıldı
VOLKAN ÖZTUNA
VOLKAN ÖZTUNA
Ingenuity: NASA Mars’ta İlk Defa Helikopter Uçurdu
RIZA PEHLİVAN
RIZA PEHLİVAN
Ankaralılar Tek Yürek
MUSTAFA AYDEMİR
MUSTAFA AYDEMİR
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
AHSEN ARAL UYAR
AHSEN ARAL UYAR
Çok Makyaj Yapan Stereotype mıdır?
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Politika Ekonomi Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Kültür-Sanat-Turizm Eğitim Sağlık
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri