Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji Videolar
76 can kaybı var Kaybımız toplamda 725 oldu!
76 can kaybı var Kaybımız toplamda 725 oldu!
Elmadağ’daki Roketsan tesislerinde patlama
Elmadağ’daki Roketsan tesislerinde patlama
Temassız ödemeler 3 katına çıktı
Temassız ödemeler 3 katına çıktı
Araçların egzoz gazı emisyon ölçümü süresi ertelendi
Araçların egzoz gazı emisyon ölçümü süresi ertelendi
İngiltere Başbakanı Johnson yoğun bakıma alındı
İngiltere Başbakanı Johnson yoğun bakıma alındı
HABERLER>RÖPORTAJ - ÖZEL HABER
4 Kasım 2019 Pazartesi - 10:00

“Çevre jeolojisi kapsamında sorunlarımız gerçekten çok büyüktür”

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından 2. Çevre Jeolojisi Çalıştayı düzenlendi. 1-2 Kasım 2019 tarihlerinde Raymar Otel’de düzenlenen çalıştay kapsamında; Termik santrallerin yer seçimi ve yönetimi, Nükleer santrallerin yer seçimi ve yönetimi ve Küresel iklim değişikliğinin Yerküre’ye ve ülkemi

“Çevre jeolojisi kapsamında  sorunlarımız gerçekten çok büyüktür”

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası tarafından 2. Çevre Jeolojisi Çalıştayı düzenlendi. 1-2 Kasım 2019 tarihlerinde Raymar Otel’de düzenlenen çalıştay kapsamında; Termik santrallerin yer seçimi ve yönetimi, Nükleer santrallerin yer seçimi ve yönetimi ve Küresel iklim değişikliğinin Yerküre’ye ve ülkemize etkileri konuları ele alındı. Çalıştay sonunda hazırlanacak sonuç bildirgesi ile 2. Çevre Jeolojisi Çalıştayı’nın çevrenin korunmasına katkısını tanımlayan; gelecekte daha ayrıntılı olarak ele alınacak konuları belirleyen ve bundan sonra yapılacak çalışmaların önünü açan, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’nın çevre mevzuatında yararlanabileceği bir kaynak oluşturan bilgilerin ortaya koyulması hedefleniyor. 
“ÇEVRE JEOLOJİSİNİN ÖNEMİ HER GEÇEN YIL ARTIYOR”
Çalıştay’ın açılışında konuşan Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, çalıştayın hedeflerinden bahsetti. Alan, şu ifadeleri kullandı: “TMMOB jeoloji mühendisleri odası ana yönetmeliğinde belirtilen 2 temel amaç üzerinden çalışmalarını yürütmektedir. Bunlardan biri mesleğin ve meslektaşın yararlarına faaliyetler yürütmek, diğeri ise meslek alanlarımızla ilintili toplumsal boyutu olan konularda ülke ve toplum yararına çalışmalar yapmak, bu çalışmalara katkı koymak ve içinde yer almaktır İşte bu amaçlar çerçevesinde bugün burada toplumun genelini ilgilendiren ve her geçen yıl önemi daha bir artan çevre jeolojisi ile nükleer ve termik santraller ile iklim değişimi arasındaki etki ve iletişimin gerek ulusal, gerekse uluslararası çalışmaların geldiği boyutlarda dikkate alınarak değerlendirilmesi, odamız bu konulara ilişkin görüş ve politikaların oluşturulmasına yardımcı olunması amacıyla toplanmış bulunuyoruz. 2 gün sürecek olan bu çalıştayın düzenlenmesinde emeği geçen Odamız Çevre Jeolojisi Çalışma Gurubu Üyeleri ile bu çalıştayda görev almayı kabul ederek, buraya gelen siz değerli dostlarımıza ve meslektaşlarımıza çok teşekkür ediyorum. Bir özel teşekkürü de hepinizin huzurunda son iki dönemdir odamızın Çevre Jeolojisi Komisyonu Başkanlığı ile bu çalıştayın da düzenleme kurulu başkanlığını yürüten Sayın Prof. Dr. Ali Yılmaz hocama yapmak isterim, o olmasaydı bu güzel çalışmayı bugünlere taşımak olduk zor olacaktı. Ali hocam çok teşekkür ederim.
“JEOLOJİK VARLIKLAR BİR KAYNAK DEPOSU OLARAK GÖRÜLÜYOR”
İlkel insanın iki taşı birbirine vurarak keskin kenarlı aletleri yapmaya başlandığı günden günümüzün gelişmiş teknolojilerinin ihtiyaç duyduğu hammadde ve enerji kaynaklarına ulaşmaya kadar, her tarihsel evrede insanların temel gereksinimleri için ilk başvurdukları kaynak alanı daima jeolojik çevreleri olmuştur. İnsan topluluklarının yaşam kalitesiyle ilgili birçok konu jeoloji ve jeolojik çevre koşulları ile yakından ilişkilidir. İnsanoğlunun son 200 bin yıllık yaşam serüvenine bakıldığında, doğa kullanma anlayışında sürekli değişiklikler yaşandığı görülmüştür. Özellikle son 300 yıllık süreçte, sanayi toplumundan, endüstri toplumuna ve oradan günümüzdeki bilgi toplumuna geçiş süreçlerinde doğa kullanma anlayışında önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu dönemde endüstride yaşanan yoğunlaşma, enerji ve hammaddeye olan talebi artırmıştır, üreticiler ve sanayiciler ekonomik değer taşıdığını düşündükleri her şeyi sorumsuzca kullanmaya başlamışlardır. Hammadde ve enerji kaynakları ile bu kaynakların bulunduğu bölgeler stratejik alanlar olarak tanımlanmış ve bu kaynakları denetim altında tutmak, sadece şirketler için bir rekabet konusu olmakla kalmamış, aynı zamanda devlet egemenliğinin belirtisi haline gelmiştir. Yanı başımızda Suriye’de bu durum tüm çıplaklığı ile ortadır. Endüstriyel kapitalizmin gelişmesiyle ticari faaliyetler ikinci plana düşerken üretim faaliyetlerinin insan - doğa ilişkisinde neden olduğu asimetri; “kaynakları” kullanmak (sömürmek) ve tüketmek, üretim atıklarını doğaya bırakarak onu kirletmek, faunayı ve florayı değiştirmek şeklinde kendini göstermiştir. Bu asimetri irdelendiğinde; doğal varlıkları üretimin bir öğesi (kaynak) olarak gören, onlara üretim sürecine olan katkıları oranında değer veren ve onların varlık değerini piyasa değeri üzerinden değerlendiren kar merkezli bir anlayış ortaya çıkmıştır. Bu kapitalist dünya görüşü içinde ekolojik varlıkların rolü, insanların bir dizi ekonomik ihtiyaçlarını karşılamak ve üretim girdisi olarak sanayiye kaynaklık etmek olarak görülmüştür. Bu bakımdan sanayi devrimi ve kapitalist ekonomik sistem, insanlığın geleneksel doğa görüşünde köklü bir değişime neden olarak ekolojik varlıkları araçsal bir değere indirgemiş ve piyasada alınıp satılabilen bir “meta” haline getirmiştir. Bu durum ekolojik varlıkların birer üretim faktörü olarak görülmesi çerçevesinde bir “kaynak” deposu olarak algılanmasına neden olmuştur.
“EDİRNE’DEN KARS’A KADAR BÜTÜN ŞEHİRLERİMİZ TALAN ALTINDADIR”
Ülkemizde de egemen bakış açısı ve mevzuatsal düzenlemelerimiz, doğayı bir kaynak deposu olarak algılayan bir çerçevede ve vahşi bir şekilde sürdürülmektedir. Bu anlayış çerçevesinde bugün Edirne’den Kars’a, Artvin’den, Muğla’ya, Hakkâri’den Sinop’a, Çanakkale Kaz dağlarından Munzurlara, Aydın’dan Hasankeyf’e kadar bütün kentlerimiz talan altındadır. Bu durumu göz önüne alan odamız, 03-04 Kasım 2017 tarihinde 1.Çevre Jeolojisi Çalıştayını gerçekleştirmiştir. Bu çalıştay sırasında, Çevre Jeolojisi’nin genel içeriği gözetilerek bazı temel konular seçilmiştir. 
Örneğin, planlama ve karar verme sürecinde doğa kaynaklı afetlere dair risklerin yönetimi,  çevre jeolojisinin büyük mühendislik yapılarının çeşitli evrelerinde ortaya çıkan sorunlara yaklaşımı, atık yönetiminde ve deponi alanlarının (katı, sıvı ve gaz atıkları için) yer seçiminde ve yönetimin de çevre jeolojisinin etkileri, çevre jeolojisinin madencilik faaliyetlerinin çeşitli evrelerinde yaşanan sorunlara ve çözüm önerilerine katkısı konuları irdelenmiş, ayrıca: Tıbbi jeolojisi’nin koruyucu halk sağlığındaki yeri, önemi ve yaşanmakta olan sorunlar’ değerlendirilmiştir. Çalıştay sırasında yapılan değerlendirmelerin sonuçlarını içeren 1. Çevre Jeolojisi Çalıştayı Sonuç Raporu’ da, aynı yıl içinde yayınlanmıştır.
“TERMİK SANTRALLER VE NÜKLEER SANTRAL PROJELERİNE KARŞI TOPLUMSAL BİR KAYGI VAR”
1. Çevre Jeolojisi Çalıştayı sırasında yapılan anket büyük bir ilgi görmüş ve gelecekte çalıştayların sistemli bir şekilde sürdürülmesinin yararlı olacağı vurgulanmıştır. Ayrıca anketin sonuçlarına göre, gelecekte yapılacak çalıştaylarda daha özel konuların ele alınmasına, özellikle Küresel İklim Değişikliği, Nükleer Santraller ve Termik Santrallere yönelik konuların tartışılmasına yönelik öneriler ön plana çıkmıştır. Dolayısıyla, 2. Çevre Jeolojisi Çalıştayını, önerilen bu üç konuda gerçekleştirmenin alt yapısı Odamız tarafından oluşturmaya karar verilmiştir. Her üç konu da, son derece tartışmaya açık konulardır. Bu üç konu sadece ülkemizde değil dünyada da en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Küresel iklim değişimi günümüzde Birleşmiş Miletler dâhil olmak üzere,  sıklıkla toplumların ve ülkelerin gündemine gelmekte,  yapılan çeşitli küresel toplantılarda konu tartışılmaktadır. Ancak yapılan tüm bu tartışmalara rağmen, antroposenik etkilerin küresel iklim değişimi üzerine etkileri ile biyolojik yaşam üzerinde meydana getireceği yıkım yeterince anlaşabilmiş veya anlatılabilmiş değildir. 2017 yılında ABD başta olmak üzere bazı ülkelerin 2015 yılında 197 taraf ülkeden 147'si tarafından imzalamış Paris İklim sözleşmesinden çekilmesi, bu konuda hayata geçirilmesi gereken düzenleme ve stratejilerin kadük kalmasına yol açmıştır. Ancak küresel ilkim değişimi etkilerin her geçen gün daha fazla hissediliyor olması,  iklim değişimi sonucu artan yağışlar veya kuraklık sonucu yaşanan doğal afetler, kıtlık ve göçler, yine küresel ısınma nedeniyle özellikle kıyı bölgelerinde kurulan yerleşim alanlarında deniz seviyesi değişikliğine bağlı etkileri, toplumları bugünden kaygılandırmaya başlamıştır. Örneğin Endonezya başkenti Cakarta’yı, terk ederek Borneo adasına taşınma kararı almıştır. Ülkemizde bu konuda yeterli çalışma bulunmamasına rağmen Akdeniz havzası için 2100 yılı için yapılan senaryo çalışmalarında, deniz seviyesinin yaklaşık 4 m. civarında yükseleceği tahmin edilmektedir. 1cm. deniz seviyesi yükselmesinin, 10 cm. yüksekliğinde kıyı erozyonuna neden olacağı düşünüldüğünde, 4m. deniz seviyesi yükselmesinin 40 metre yüksekliğe kadar yer alan kıyı alanlarında önemli tahribata neden olacağı düşünülmektedir. Ülkemizin üç tarafının denizlerle çevrili olduğu, nüfusun önemli bir bölümün kıyı alanlarında kurulmuş yerleşim bölgelerinde bulunması, önemi sanayi ve liman tesisleri düşünüldüğünde ülkemizin bugünden bu etkileri göz önüne alarak gerekli projeksiyonları ve planlamaları yapması gerektiği düşünülmektedir. Yine ülkelerin enerji ihtiyaçlarını karşılamak için hala termik santral ve nükleer santrallare ihtiyaç duyduğu anlaşılmaktadır. Ülkemiz de, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü termik santrallerden temin ederken, yapım çalışmaları devam eden mersin akkuyu nükleer enerji santrali ile önümüzdeki dönem yapılması planlanan sinop ve iğne ada nükleer enerji projeleri de bulunmaktadır. Gerek mevcut veya inşası planlanan termik santraller, gerekse nükleer santral projelerine karşı toplumsal bir kaygının olduğu hepimiz tarafından bilinmektedir. Bu kaygılarda dikkate alınarak yapılan bu projelerin gereklilikleri, yer seçimleri ile olası çevresel kaygılarının da bütünlüklü bir şekilde çevre çalıştayımızda tartışılacağına inanıyorum.
“ÇEVRE TÜM İNSANLIĞIN ORTAK ALANIDIR”
Günümüzde çevre mevzuatı da uygulamaları da bir dizi olumsuzluğu içermektedir. Bilimsellikten uzak, gerekli teknik verileri içermeyen, belirlenen sorunlara çözüm üretmeyen çoğu ÇED raporları, projenin uygulanmasının bir aracı haline gelmiş bulunmaktadır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, neredeyse bütün sorunlu projelere ÇED Olumlu Karar‘ını verirken, ÇED raporlarında belirtilen önlemlerin alınıp alınmadığını izleme ve denetiminin ne ölçüde yapıldığı ciddi tartışma konusudur. Diğer taraftan, çevre mevzuatı kapsamında hazırlanan raporlar içerisindeki; jeoloji, jeokimya, yapısal jeoloji, hidrojeoloji, jeoteknik gibi çevre jeolojisi kapsamındaki hizmetlerin jeoloji mühendisleri dışında başka meslek disiplinleri tarafından verildiği, hatta çevre mevzuatı kapsamında jeoloji mühendisliği hizmeti de üreten çoğu firmaların odamıza tescilli olmadığı da belirlenmiştir. Sonuç olarak, çevreye dair ve Çevre Jeolojisi kapsamında sorunlarımız gerçekten çok büyüktür. Bu anlamda da, Çevre Jeolojisinin öneminin bir bilince yükselmesi, mevzuatlardaki eksikliklerin giderilmesi ve uygulamaların yaşamda karşılık bulunması, bu gün her zamankinden daha bir önem ve zorunluluk arz etmektedir. Bu konuda da odamız, üniversitelerimiz başta olmak üzere, hepimize önemli görevler düşmektedir. Çünkü çevre tüm insanlığın ortak alanıdır. Jeolojinin bilim ve uygulama alanlarına, çevre jeolojisine yeterli önemi vermeyen projelere de, uygulamalara ilişkin de söyleyecek sözümüz olmalı, kendi uzmanlık alanlarımızdan hem karar vericileri ve uygulamacıları hem de kamuoyunu aydınlatma ve uyarma görevini yerine getirmek gibi bir sorumluluğumuz olduğunu da unutmamalıyız.”

 
KUĞU GÖLÜ BALESİ 13 YIL SONRA BAŞKENTTE
 
Birikimevim Başkent’ te!
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
KUĞU GÖLÜ BALESİ 13 YIL SONRA BAŞKENTTE
ÇAYKOVKSİ’NİN efsane bale yapıtı Kuğu Gölü, 13 yıl aradan sonra Ankara ...
Çankaya İlçe Nüfus Müdürlüğü’nde “SINAV MESAİSİ”
GEÇTİĞİMİZ yıllarda Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) koordinasyonunda Anadolu ...
Yüzyılın En Şık Lideri “Atatürk” Panora’da
YÜZYILIN en şık lideri olarak kabul edilen Türkiye Cumhuriyetimizin kurucusu ...
 
“Yeni teknolojilerin sadece pazarı değil, üreticisi olmak istiyoruz”
TÜRKİYE Verimlilik Vakfı tarafından bu yıl ikincisi düzenlenen “Verimlilik ...
“5G’ye yerli ve milli imkânlarla geçebilmek için altyapıyı oluşturuyoruz”
ICT Media tarafından 30 Ekim 2019 tarihinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim ...
Akşener “Cumhuriyet için Gençlik Buluşması” programına katıldı
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 29 Ekim 19 Cumhuriyet Bayramı kapsamında ...
 
SPD, “Deprem ve Su Raporu” yayınladı
SU Politikaları Derneği (SPD) “Deprem ve Su Raporu” yayınladı. Rapor hakkında ...
“Cumhuriyet, bizim için her şeyden önce insan hak ve özgürlükleri demektir”
29 EKİM Cumhuriyet Bayramı kapsamında Ulus Atatürk Heykeli önüne gelen ...
Etimesgut’ta yaş almış bireyler için oyun “Geliştirme Projesi” başladı
ETİMESGUT Belediyesi ve Başkent Üniversitesi işbirliği protokolü “Yaş ...
 
ZAFER GAZETESİ
YAZARLAR
Tüketicinin Sesi        -     FERDA HEKİMCİ
Tüketicinin Sesi - FERDA HEKİMCİ
"Çiğdem Çiçek Açmış Duydun mu?"
HAKAN KOÇ
HAKAN KOÇ
Bir Görmezden Gelişin Kısa Hikayesi 
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
FATMA GÜL ÖZDOĞAN
Fatih Akın Sineması Üzerine
SELEN YEDİER
SELEN YEDİER
24. Uluslararası Ankara Caz Festivali ‘Online’ Yapılacak
YİĞİT CANDEMİR
YİĞİT CANDEMİR
Aklın Ucu
MUSTAFA AYDEMİR
MUSTAFA AYDEMİR
TÜMFED Karantina Günleri Etkinlikleri Amatör Ses Yarışması
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
Ana Sayfa Röportaj - özel Haber Yerel Gündem Yaşam Spor Magazin Eğitim Sağlık Teknoloji
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri